Zaman akıp giderken, fikirlerimiz de değişir, olgunlaşır, bazen de köklü dönüşümler geçirir. Bundan birkaç yıl önce savunduğum bazı düşünceleri bugün yeniden gözden geçirirken, hayatın ve toplumun dinamiklerinin ne denli değişken olduğunu bir kez daha fark ediyorum. Ülkemizde ve bölgemizde yaşanan dönüşümler, kültür, sanat, edebiyat ve fikir dünyasındaki dalgalanmalar, beni yeni arayışlara yönlendirdi.

Bugün, geleneksel değerler ve toplum yapımız, hızla gelişen teknoloji ve sosyal medya kültürüyle bambaşka bir şekle bürünüyor. Bir zamanlar sözlü kültürle aktarılan bilgi ve deneyimler, yerini dijital platformlarda hızla tüketilen içeriklere bıraktı. Bu süreçte, idarecilerin, yöneticilerin, muhtarların ve aile büyüklerinin omuzlarındaki yük de her zamankinden daha ağır hale geldi. Artık yalnızca fiziksel anlamda bir yöneticilik değil, zihinsel ve ahlaki anlamda da bir rehberlik sorumluluğu taşıyorlar.

Oysa içinde bulunduğumuz krizler, buhranlar ve toplumsal sorunlar çözümsüz değil. Asıl mesele, çözümün yanlış adreslerde aranması. 25 yıllık belediyecilik tecrübem ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üstlendiğim görevler bana gösterdi ki, doğru yöntemler ve isabetli stratejilerle her sorun aşılabilir. Ancak yanlış yönlendirmeler, günü kurtarma kaygısıyla alınan kararlar ve popülist yaklaşımlar işleri daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.

İşte tam da bu noktada, geçmişin kadim öğretilerine kulak vermek gerekiyor. Osmanlı Devleti’nin manevi kurucularından Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye verdiği nasihatler, sadece geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de yol haritasıdır. Adalet, sabır, hoşgörü, akıl ve irfan üzerine inşa edilen bu öğütler, yönetimde bilgelik ve dirayet sahibi olmanın temel taşlarını oluşturuyor.
Ancak günümüzde, yöneticilerin önemli bir kısmının bu temel ilkelerden uzaklaştığını üzülerek görüyoruz. Adaletin yerini kutuplaşma, sabrın yerini öfke, birliğin yerini ayrıştırma istişare yerine ben bilirim anlayışı almış durumda. Oysa gerçek bir lider, halkına sırt çevirmez. Onları anlamaya, dertlerine derman olmaya çalışır.

Şeyh Edebali’nin şu sözü, aslında bu gerçeği en yalın haliyle ifade ediyor:
"İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler."

Hayatını sadece çıkar, güç ve hırs üzerine kuranların ardından ne bir iz ne de bir eser kalır. Oysa gerçek liderler, sorumluluk alanları için kalıcı değerler bırakır. Onların isimleri, bilgileri, adaletleri ve hizmetleriyle yaşar.

Bugün hangi makamda olursa olsun, yöneticilerin adaletli, vicdanlı ve basiret sahibi olması gerekiyor. Bir ülkenin kaderi, onu yönetenlerin hikmet ve feraset sahibi olmasına bağlıdır. Çünkü adaletin terazisi bozulduğunda, toplumun dengesi de bozulur.

Ve unutulmamalıdır ki, en büyük zafer, insanın kendini bilmesi ve nefsine hükmedebilmesidir. Güç, makam ve yetki, ancak adaletle, akılla ve vicdanla kullanıldığında anlam kazanır.

Geçmişin izinde, geleceğe sağlam adımlarla yürüyebilmek için kültür ve medeniyetimizin ışığını yolumuza rehber etmeliyiz. Şeyh Edebali gibi bilge şahsiyetlerin öğütlerinden ders almak, bugünün ve yarının yöneticileri için en doğru yol olacaktır.
Peki, bizler birey olarak bu sürecin neresindeyiz? Yönetilenler olarak bizler de adaleti, hoşgörüyü ve bilinci ne kadar içselleştiriyoruz? Sadece yöneticilerden değil, kendimizden de başlamak zorundayız. Çünkü toplumu oluşturan bireylerin tavrı, yöneticilerin yaklaşımını da şekillendirir.

Geçmişin izinden giderek geleceği inşa etmek, ancak köklerimizden kopmadan, bilgelikle hareket ederek mümkündür. Bugün yöneticilerimiz, Şeyh Edebali’nin öğütlerini tekrar hatırlamalı ve onlardan ders almalıdır. Ancak o zaman, güçlü ve adaletli bir yönetim anlayışıyla geleceğe güvenle yürüyebiliriz. Geleceğe cesur adımlarla güçlü ve adaletli bir yönetim anlayışına kavuşma dileklerimle.