Şevval ayı, üç aylar olarak bilinen kutlu zamanların, ömür boyu İslami bir hayat için eğitim seferberliği yapılan zamanların bittiğini ilan ediyor. Şevval ayının birinci günü bayram. Müslüman coğrafya paramparça da olsa, Filistin coğrafyası kan ve gözyaşı içerisinde de olsa, gönül coğrafyamız kırık dökük de olsa bir umut olarak geldi. İslam'ın insanlık için neyi hedeflediğini göstermek, insanlığa kardeşçe yaşamayı öğretmek, insanlığın yüzünde tebessümler açtırmak için geldi.
Arapça ’da bayram عِيْد kelimesi ile ifade edilir: عِيْدٌ dönüş, iade etmek demektir. Bayramın bu kelime ile ifade edilmesinin sebebi: Ramazan’da bir ay boyunca sahura kalkmak, oruç tutmak, namaz kılmak, paylaşmak, iyi insan olmak için harcanan çabanın, verilen emeğin, gösterilen gayretin karşılığının kişiye ve topluma; sevinç, mutluluk, barış ve huzur olarak geri döndürülmesi, iade edilmesidir.
Ramazan'ın sonunda sevinç, mutluluk, barış ve huzuru ifade eden bayramın olması aslında İslam'ın yeryüzü hedefini gösteriyor. İslam yeryüzüne barış ve huzur getirmek istiyor, bunun uygulamasını, modelini, örneğini Ramazan’da ortaya koyuyor, yaşatarak öğretiyor. Ramazan'ın verdiği mesaj açık: Barış ve huzur istiyorsanız Ramazan’daki gibi bir hayat yaşayın.
Ramazan neydi? Allah'ın hayata müdahalesiydi. Ramazan'da gündem konularımız: Sahur, oruç, iftar, teravih, imsak, birlik ve beraberlik, paylaşma, kötü davranışları terk etme, iyiliği öne çıkarma, büyük bir aile gibi olma, aynı hedefe kitlenme. Ramazan; daralan yüreğimizi, tıkanan sevgi ve iyilik damarlarımızı açtı. Ramazan bir uygulama okuluydu: Bedenin aç bırakılarak şehvetin, hırsın, tutkuların geri çekilip insanın ruhunun, kalbinin, vicdanının öne alınmasıyla uygulamaya koyulan bir hayat pratiği. Ramazan içindeki ibadetlerle hem bizi Allah’a bağladı, hem duygularımızı, arzularımızı, nefsimizi terbiye etti, hem ahlaki bir hayatı yaşattı, hem de bize büyük bir aile olduğumuz şuurunu verdi.
İşte oruç; Allah’la beraber yaşamayı, kendimizi tutmayı, kontrol etmeyi, kötülüklere karşı direnmeyi, bedene mahkûm olmamayı, zevklerimizi, arzularımızı, isteklerimizi kontrol etmeyi, sınırlandırabilmeyi, bedenimizde kontrolün midede, şehvette, öfkede değil irademizde olduğunu, nimetlerin kıymetini bize öğretti oruç. Hayatın amacının yemek, içmek ve cinsellik olmadığını bize yaşatarak öğretti.
İşte namaz; Sahibimizi (Allah’ı) unutmamayı, O’na bağlanmayı, irtibatı koparmamayı, birlik olmayı, birlik ve beraberlik içinde takım ruhu ile hareket etmeyi, saflarda zengin fakir, yaşlı genç herkesin eşit olduğunu, kimsenin kimseden üstün olmadığını, bir ve beraber hareket ettiğimizde önünde durulamaz bir güç olduğumuzu öğretti bize. İnançta sadakati, sokakta huzuru, ticarette güveni, eğitimde vicdanı, idarede adaleti, kadın erkek ilişkilerinde iffeti, ailede sevgiyi, toplumda kardeşliği, dünyada barışı gerçekleştirmek için bizi eğitti.
İşte zekât ve fitreler; bütün sahip olduklarımızın gerçekte bize ait olmadığını (gerçekte Allah’a ait),İhtiyaçtan fazla olanları paylaşmayı, cimri, egoist ve bencil olmamayı, hep kendimizi düşünmemeyi, Allah'ın ailesi olarak birbirimizden sorumlu olduğumuzu, paylaşarak mutluluğu yakalamanın mümkün olduğunu öğretti bize. Zekât, hayatın amacının mal toplamak ve servet biriktirmek olmadığını yaşatarak öğretti bize.
Ne için bunlar? Hayatı bayrama çevirecek insanı eğitmek, yeryüzüne mutluluk, barış ve huzur getirecek insanı yetiştirmek. Ramazan bize barış ve huzur için gereken davranışları kazandırdı, barış ve huzur için ne gerekiyorsa onu yaptık, bayram bunun karşılığı.
Birbirimizin hakkını yiyerek, malına, namusuna ve canına göz dikerek, onurunu ayaklar altına alarak, zulmederek, söverek, düşman olarak, bencil davranarak mutlu ve huzurlu olamayız.
Ramazan bize ahlaki bir duruş, toplumsal birliktelik ve aynı ruhla hareket etme pratiği kazandırdı. Ramazan, bütünüyle herkesin bir diğerinin iyiliği için çalıştığı, Allah ve ahlak merkezli bir hayat kurmayı yaşattı bize.
Modern dünya bize felsefesi ile hayat tarzı ile filmleriyle; ya inançsız bir hayatı ya da hayata etki etmeyen bir inancı tavsiye ediyor. Bu da insanı sorumsuzlaştırıyor, gayesizleştiriyor, bencilleştiriyor, hayatı da Allah'tan ve ahlaktan uzaklaştırılıyor.
Bugün insanlık için en büyük tehlike; Sorumsuz, doyumsuz, duyarsız, çıkarcı, nemelazımcı, bencil, şiddeti normalleştiren, nefsi arzular kışkırtan, zevk ve eğlenceyi amaçlaştıran, maddeci, ahlaki değerleri hiçe sayan, Allah’ı yok sayan modern popüler kültürdür.
Ramazan; sorumsuzluğun, duyarsızlığın, şiddetin, yoksulluğun, bencilliğin, acımasızlığın panzehridir. Ramazan, dünyanın vicdanı olmak, dünyayı emin bir belde yapmaktır.
İnsanlık yüzyıllar boyu hep güzel bir dünya kurmanın özlemi ile yaşadı. Sonuçta 1. ve 2. Dünya Savaşı'nda 100-150 milyon insan öldü, cinayetler yüzyılı ortaya çıktı. İnsanın durmadan hep maddi ihtiyaçlarına dikkat çeken bir kültür gelişti, hayat yardımlaşma iken öldürücü rekabet şeklini aldı, egoizm, bencillik çiğneyip geçti insanları, para, tek egemen güç haline geldi ve insan kayboldu. Zevk ve eğlenceye karşı aşırı bir eğilim, sorumluluklara karşı derin bir ilgisizlik ortaya çıktı. Bir sahip olma hırsı, bir güç yarışı var, para hırsı tüm vicdanları sardı, sevgiden, dengeden ve ölçüden koptu insan, makine gürültüsünden ve paranın şakırtısından başka hiçbir şey duyulmuyor. Kazanma hırsı ve kaybetme korkusu insanı daha da acımasızlaştırdı, her yeri derin bir güvensizlik duygusu sardı.
İşte Ramazan, dünyaya ve bize ‘’böyle yaşamak zorunda değilsiniz’’ diyor. Ramazan dünyanın ihtiyaç duyduğu insanı yetiştirmek için her sene geliyor. Ramazan; adalete, merhamete ve dayanışmaya dayalı bir toplum kurmayı teklif ediyor, yaşatarak öğretiyor. Ramazan, hayatı Allah'a, adalete, vicdana, merhamete, ahlaka ve kardeşliğe açmaktır. Herkesin birbirinin iyiliğini istediği, başkalarına zarar vermeme anlayışının olduğu aydır Ramazan. Ramazan ‘’yeni bir hayat tarzı mümkündür’’ diyor.
Ramazan insanda Allah bilincini, adalet ve hukuk hassasiyetini, vicdani derinliği, insani değerleri, toplumsal birlikteliği ve ahlaka dayalı bir hayatı yaşatmak istiyor.
Ramazan'dan sonra nasıl davranmalıyız?
Ramazan'a bu yıl elveda diyoruz, fakat Ramazan'la gelen güzel alışkanlıklara, Ramazan’da kazandığımız güzel davranışlara, Ramazan’la gelen Kur'an’a asla elveda demeyeceğiz, onu tutacağız, ona sadakat göstereceğiz. 7 gün, 24 saat, 12 ay ve tüm bir ömür. İşte o zaman hayat Ramazanlaşacak, hayatı Ramazan olanın hem dünyası hem de ahireti bayram olacak.
Ramazan'a bu yıl elveda ediyoruz, Ramazan bizi rabbimizle, kendimizle, insanlarla barıştırarak gidiyor. Ramazanın bize öğrettikleri unutmayacağız. İşte o zaman hayat Ramazanlaşacak, hayatı Ramazan olanın hem dünyası hem de ahireti bayram olacak
Eğer Ramazan'ın kazandırdıklarını bir sonraki ayın ilk günü, ilk haftası kaybediyorsak; ibadetlerin sadece şekillerine takıldık, biçiminde ve kabukta kaldık, amacı, hedefi, özü ıskaladık demektir.
Bu bayramda; kapısı çalınmayan hiçbir komşu, ziyaret edilmeyen hiçbir hasta, eli öpülmeyen hiçbir yaşlı, başı okşanmayan hiçbir çocuk, elinden tutulmayan hiçbir yoksul, güler yüz gösterilmeyen hiçbir insan kalmasın. Çünkü biz büyük bir aileyiz.
Bu bayramları tatile de geziye de çevirmeyelim: Akrabaları ve komşuları görmeden bayramı televizyon karşısında geçirmek bayramı ıskalamaktır. Büyükleri ve kabirleri ziyaret etmeden sahillere, tatil beldelerine gitmek bayramı tatile çevirmektir. Mahalledeki hastaları, yaşlıları görmeden yaylalara, pikniklere gitmek bayramı geziye dönüştürmektir. Tatil, insanın insandan kaçması; bayram, insanın insana kaçmasıdır. Bayramları anlamının ve amacının dışında kullanmak bayramları hedefinden saptırmak demektir.
Bayramın özelde Müslüman coğrafyaya, genelde tüm insanlığa adalet, barış ve kardeşlik getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.